Uçsuz bucaksız bir çayırda, gökyüzünü izlemeyi seven bir kaplumbağa yaşarmış. Adı Kiko’ymuş. Kiko diğer hayvanlara göre daha yavaşmış, ama düşünceleri çok derin, kalbi ise sevgi doluymuş.
Kiko’nun en büyük problemi ise zamanmış.
— “Bir türlü hiçbir şeye yetişemiyorum,” dermiş.
— “Herkes benden daha hızlı, daha çabuk bitiriyor işlerini…”
Bir gün ormanda dolaşırken yaşlı bir baykuşla karşılaşmış. Baykuş, bilge gözleriyle Kiko’ya bakıp şöyle demiş:
— “Zamanı yakalamak için hızlı olmak gerekmez. Onu anlamak gerekir. Sana bir sır vereceğim.”
Ve baykuş, dalların arasından eski, ışıltılı bir kutu çıkarmış. Kutunun içinde parlayan küçük bir kum saati varmış.
— “Bu bir Zaman Kumbarası,” demiş baykuş. “Her yaptığın anlamlı iş için içine bir kum tanesi düşer. Kum biriktikçe zamanın değeri artar.”
Kiko o günden sonra yarışmalara katılmayı, diğerleriyle hız yarıştırmayı bırakmış. Onun yerine sabırla çiçek ekip sulamaya başlamış, küçük hayvanlara yardım etmiş, annesinin işlerini düzenlemiş.
Her akşam kutusunu açtığında kumbarada birkaç yeni kum tanesi bulurmuş. Zamanla kumbarası dolmaya başlamış ama o hâlâ aynı sakinlikle işlerini yapıyormuş.
Bir gün ormanda büyük bir etkinlik yapılmış: “Zamanın Kahramanı” seçilecekmiş. Tüm hayvanlar en hızlı koşucularını, en çalışkan karıncalarını önermiş. Fakat bilge baykuş kürsüye çıkıp şöyle demiş:
— “Gerçek kahraman, zamanı en güzel şekilde kullanan kişidir. O da Kaplumbağa Kiko!”
Tüm orman şaşırmış ama sonra anlamışlar. Çünkü Kiko’nun yaptığı küçük ama anlamlı işler, herkese fayda sağlamış. Onun sayesinde orman daha düzenli, daha huzurlu olmuş.
Kiko o günden sonra şöyle dermiş:
— “Zamanı biriktirmek, onu hızla harcamaktan çok daha değerlidir.”
