Minik Kaplumbağa Tırtık’ın Masalı

Ormanın kıyısında, yapraklarla örtülü yumuşak bir patika varmış. Bu patikanın hemen yanında minicik bir kaplumbağa yaşarmış. Adı Tırtıkmış. Tırtık her sabah kabuğunun içinden yavaşça çıkar, ormanın seslerini dinlermiş. Kuşların şarkıları, rüzgârın fısıltısı, dere kenarında kurbağaların cıvıltıları… Hepsi Tırtık’ın içini ısıtırmış. Fakat Tırtık’ın küçük bir sıkıntısı varmış: O, ormanın diğer hayvanlarıyla tanışmaya çekinirmiş. Uzakta oynayan tavşanlara, zıplayan sincaplara, şarkı söyleyen kuşlara bakar ama yanlarına gitmeye cesaret edemezmiş. Bir gün, güneş dalların arasından tatlı bir ışık süzerken Tırtık içinden bir ses duymuş. “Bugün bir adım atsam nasıl olur acaba?” diye düşünmüş. Kabuğunu hafifçe sarsmış, minik ayaklarını toprağa bastırmış ve derin bir nefes almış. O an içinde minicik bir cesaret kıvılcımı parlamış.

Tırtık patikada ilerlerken yolun kenarında bir sincap görmüş. Bu sincabın adı Kırpıkmış. Kırpık kocaman bir kozalak taşımaya çalışıyormuş ama kozalak o kadar büyükmüş ki sürekli yuvarlanıp gidiyormuş. Tırtık bunu görünce kalbi yumuşamış. “Yardım edebilirim,” diye düşünmüş. Yanına doğru yavaşça yaklaşmış. Kırpık onu görünce şaşırmış ama hemen gülümsemiş. “Merhaba, yardım eder misin?” demiş. Tırtık önce biraz utanmış, kabuğuna doğru geri çekilmiş ama sonra yüreğindeki cesaret kıvılcığı daha da parlamış. “Elbette,” demiş nazikçe. İkisi birlikte kozalığı dikkatlice itmişler. Tırtık’ın ağır ama güçlü adımları, Kırpık’ın hızlı ve çevik hareketleriyle birleşmiş. Sonunda kozalığı Kırpık’ın yuvasının önüne kadar ulaştırmışlar. Kırpık sevinçle zıplamış. “Sensiz başaramazdım!” diye bağırmış. Tırtık’ın yüzünde utangaç ama içten bir gülümseme belirmiş. Birine yardım etmek ona kendini hem güçlü hem de mutlu hissettirmiş.

Günün ilerleyen saatlerinde Tırtık ormanın biraz daha derinlerine yürümeye karar vermiş. Bu onun için büyük bir adım olmuş çünkü daha önce hiç tek başına bu kadar ileri gitmemiş. Bir süre sonra dallar arasında tatlı bir cıvıltı duymuş. Küçük bir serçe dalda mahsur kalmış. Kanadı hafifçe ağrımış, uçmaya korkuyormuş. Tırtık hemen yanına yaklaşmış. “Korkma, ben buradayım,” demiş. Serçe önce ürkmüş ama Tırtık’ın sakin sesini duyunca rahatlamış. Tırtık onu dikkatlice kabuğunun üzerine almış. Kalbi, serçenin minik nefesiyle ısınmış. Yavaşça dere kenarına götürmüş. Oradaki geniş ve güvenli bir taşın üzerine bırakmış. Serçe biraz dinlenince kanadını çırpmayı denemiş. Hafifçe havalanıp Tırtık’ın başının üzerinden bir tur atmış. “Teşekkür ederim dostum!” diye cıvıldamış. Tırtık’ın içi umutla dolmuş. O gün aniden fark etmiş ki cesaret sadece büyük adımlar atmak değilmiş, bazen küçük bir yardımla bir kalbi ısıtmakmış. Akşam güneşi turuncu bir battaniye gibi ormanın üstüne serilirken Tırtık yavaş adımlarla yuvasına doğru yürümüş. Her adımı bir öncekinden daha hafifmiş. Çünkü artık biliyormuş: Küçük bir kaplumbağa olmasına rağmen kalbi kocamanmış. Ve o kalp, cesaret ettikçe daha da parlıyormuş.

Yorum yapın