Uzak bir krallıkta Pamuk Prenses adında güzel, nazik ve merhametli bir kız yaşarmış. Kötü kalpli üvey annesi, Pamuk Prenses’in güzelliğini kıskanır ve onu ormana göndermek istemiş. Pamuk Prenses cesaretini toplamış ve sessizce ormana kaçmış. Ormanın derinliklerinde yorgun ve korkmuş bir şekilde yürürken, minik bir ışık görmüş: sevimli bir ev!
Ev, yedi cüceye aitmiş. Cüceler, başlangıçta Pamuk Prenses’i şaşkınlıkla karşılamış ama onun nazik ve yardımsever tavırlarını görünce, onu evlerine davet etmişler. Pamuk Prenses ev işlerinde yardımcı olmuş, yemek hazırlamış, evi temizlemiş ve cücelerin kalplerini kazanmış. Cüceler ise ona güven vermiş ve ormandaki yolları, hayvanları ve güvenli saklanma noktalarını öğretmişler.
Günlerden bir gün, kötü üvey anne Pamuk Prenses’i bulmak için sihirli bir elma hazırlamış. Elmayı gören Pamuk Prenses fark etmeden ısırmış ve derin bir uykuya dalmış. Yedi cüce, çok üzülmüş ve ne yapacaklarını düşünmüş. En küçük cüce, “Sabırlı olmalıyız, belki bir mucize gelir,” demiş. Diğer cüceler de el ele verip Pamuk Prenses’e yardım etmeye karar vermiş.
O sırada yakışıklı bir prens ormandan geçiyormuş. Pamuk Prenses’i uyurken görmüş ve nazikçe yaklaşmış. Onun cesaretli ve sabırlı ruhunu fark etmiş; sevgiyle elini tutmuş. Pamuk Prenses yavaşça uyanmış ve prensle göz göze gelince, tüm yorgunluğu gitmiş. Cüceler sevinçle ona sarılmış.
Prens ve Pamuk Prenses, krallığa dönmüş; kötü üvey anne ise bir daha kimseye zarar verememiş. Pamuk Prenses, yedi cücelerle dostluğunu hiç unutmamış ve cesaret, sabır ve dostluğun önemini herkese göstermiş. Ormandaki hayvanlar ve insanlar artık cesaretle, dostlukla ve merhametle yaşamayı öğrenmiş.
