Uzak bir ormanda, her sabah ilk sesi duymak için gözlerinizi kapatmanız yeterliymiş. Çünkü o ses, ormanın en konuşkan canlısı Tilki Tori’nin sesiymiş.
Tori uyanır uyanmaz başlarmış:
— “Bugün hava çok güzel!”
— “Bu sabah bir rüya gördüm!”
— “Acaba kahvaltıda ne yesem?”
Ve böylece konuşur da konuşurmuş. Dostları Tori’yi severmiş ama bazen onun hiç susmamasından yorulurlarmış.
Bir sabah, Tori arkadaşlarının ona cevap vermediğini fark etmiş. Sincap Mira, baykuş Bufi, tavşan Lino… hepsi sessizmiş.
Tori merakla sormuş:
— “Ne oldu size, neden konuşmuyorsunuz?”
Ama herkes sadece gülümseyip başını sallamış.
O sırada yaşlı kaplumbağa Temo gelmiş ve Tori’ye şöyle demiş:
— “Bugün ormanda Sessizlik Günü. Her yıl bir gün, sadece dinlemek için sessiz kalırız. Sen de denemek ister misin?”
Tori önce şaşırmış.
— “Ama ben susarsam kim konuşacak?” diye fısıldamış.
Temo gülümsemiş:
— “Belki de sen sustuğunda dünya konuşmaya başlar.”
Tori içinden “Bir günlüğüne olabilir,” demiş ve susmaya karar vermiş. İlk saat zormuş. Dilini tutmak, her şeye yorum yapmamak alışık olmadığı bir şeymiş.
Ama zaman geçtikçe…
Yaprakların arasındaki rüzgarın sesini duymuş.
Ağaçtan ağaca sıçrayan sincapların minik ayak seslerini fark etmiş.
Ve en güzeli, Mira’nın kısık ama içten kahkahasını duymuş.
Öğleden sonra Tori, sessizliğin içindeki müziği keşfetmiş.
— “Ne çok şey kaçırmışım,” diye düşünmüş.
Gün sonunda, tekrar konuşmasına izin verilince şöyle demiş:
— “Bazen sessizlik, en güzel cevaptır.”
O günden sonra Tori, her günün bir kısmını sessizce geçirmiş. Artık sadece konuşmayı değil, dinlemeyi de öğrenmiş.
Ve ormandaki herkes, artık Tori’nin sözlerinin daha anlamlı, kalbinden geldiğini fark etmiş.
