Bir zamanlar, uzak bir ormanda gizemli bir yaratık yaşarmış; adı Demir Hans’mış. Vücudu demirden yapılmış gibi sert ve güçlüymüş, saçları ormanın yaprakları gibi dağınık, sesi rüzgar gibi hırlayıcıymış. İnsanlar ondan korkar, kimse yanına yaklaşmazmış.
Bir gün bir kralın oğlu ormanda avlanırken, Demir Hans’ın bulunduğu yere gelmiş. Demir Hans onu yakalamış, ama oğlan korkudan kaçmak yerine cesur davranmış. Yaratık, oğlanın cesaretini görünce onu yanına almış. Ona “Burada öğrenecek çok şeyin var, sabret ve dikkatli ol” demiş.
Oğlan, Demir Hans’ın yanında büyümüş. Ormanın derinliklerinde güçlü, çevik ve akıllı bir genç olmuş. Demir Hans ona avcılığı, doğayı tanımayı, hayvanlarla konuşmayı ve insanlarla adil ilişkiler kurmayı öğretmiş.
Bir gün kralın krallığında büyük bir turnuva düzenlenmiş. Prensler, şövalyeler ve savaşçılar katılmış. Oğlan da katılmak istemiş ama kimse onu tanımamış; Demir Hans ona eski, yıpranmış bir zırh vermiş, ve oğlan sıradan bir gezgin gibi katılmış.
Turnuvada cesareti, zekâsı ve doğru kararlarıyla herkesin dikkatini çekmiş. Kimse onun aslında kralın oğullarından biri olduğunu bilmemiş. Öyle ki, kazandığı zaferlerden sonra prensesin gözü ona takılmış.
Turnuva sona erdiğinde, Demir Hans oğlana kim olduğunu açıklamış. Oğlan gerçekte kralın oğullarından biriymiş ve Demir Hans sayesinde gerçek değerini, cesaretini ve adaletini öğrenmiş.
Kral oğlunu görünce şaşırmış ve gururlanmış. Oğlanla prenses evlenmiş, ormanın sırları ve bilgeliğiyle dolu bir hayat sürmüşler.
Demir Hans ise yine ormanın derinliklerine dönmüş; cesur ve iyi kalpli gençlere ders vermeye devam etmiş.
Köy halkı anlatırmış: “Güç sadece kasta değil, yürekte ve akılda gizlidir; gerçek dostluk ise en beklenmedik yerden gelir.”
