Bir zamanlar küçük ve sevimli bir kız, Külkedisi, üvey annesi ve iki üvey kız kardeşiyle birlikte yaşarmış. Günleri ev işlerini yapmakla, bahçeyi temizlemekle geçermiş. Ama Külkedisi’nin kalbi hep umut doluymuş; her gün bir günün güzellik getireceğine inanırmış.
Bir gün krallıktan davet gelmiş: Büyük bir balo verilecekmiş ve prensi herkes görecekmiş. Üvey annesi ve kız kardeşleri heyecanla hazırlanmış, ama Külkedisi’ye “Sen gelme, ev işlerin bitmeli,” demişler. Külkedisi üzülmüş ama umudunu kaybetmemiş. Bahçede otururken, küçük bir fare ve kuşlar ona yaklaşmış. “Biz sana yardım edebiliriz,” demişler. Fare ve kuşlar sihirli bir şekilde Külkedisi’nin elbiselerini temizlemiş, cam ayakkabıyı parlatmış ve saçlarını özenle toplamışlar.
Balo gecesi geldiğinde Külkedisi sarayın önünde belirmiş; prens onun güzelliğine ve nazik tavırlarına hayran olmuş. Dans etmeye başladıklarında, Külkedisi’nin kalbi sevinç ve heyecanla dolmuş. Ama gece yarısı yaklaşırken, Külkedisi aceleyle saraydan kaçmış; cam ayakkabı merdivenlerden düşmüş. Prens ayakkabıyı almış ve ülke çapında her eve giderek, bu ayakkabıya uyanı bulmak istemiş.
Ertesi gün prens, Külkedisi’nin evine gelmiş. Üvey annesi ve kız kardeşleri ayakkabıyı denemeye çalışmış ama uymamış. Külkedisi utangaç bir şekilde ayağını uzatmış; cam ayakkabı tam yerine oturmuş. Prens sevincinden gülümsemiş, Külkedisi’ye sarılmış ve demiş ki: “Senin sabrın ve iyiliğin en büyük sihir.” O günden sonra Külkedisi ve prens mutlu bir hayat sürmüş; dostlarının ve hayvan arkadaşlarının yardımıyla, sabır ve umutla her engelin üstesinden gelebileceğini herkese göstermiş.
