Bir varmış bir yokmuş, Gökyüzü Tepesi’nde rengarenk bir uçurtma yaşarmış. Bu uçurtmanın adı Bibo’ymuş. Bibo, rengârenk kuyrukları ve parlak gövdesiyle çok sevimliymiş ama bir sorunu varmış: Rüzgârı hiç yakalayamıyormuş. Bunun nedeni ise kuyruğundaki düğümlerin karmakarışık olmasıymış. Ne kadar uğraşsa da düğümleri kendi başına çözmeye üşenirmiş.
Bibo’nun en yakın arkadaşı Miro, daima ona cesaret verir, “Bir gün mutlaka uçacaksın!” dermiş. Bibo, her sabah gökyüzünü izler, diğer uçurtmaların rüzgarla dans edişine hayran hayran bakarmış. “Keşke ben de uçabilsem…” diye iç geçirirmiş. Bir gün tepede büyük bir uçurtma yarışması düzenlenmiş. Bibo yarışmak istemiş, ama kuyruğu karmakarışık olduğu için rüzgâr onu yukarı çekememiş ve yere düşüvermiş. Diğer uçurtmalar gökyüzünde süzüldükçe Bibo biraz üzülmüş. O sırada Miro yanına gelmiş ve gülümseyerek:
“Bibo, uçmak istiyorsan önce kendine biraz özen göstermelisin. Kuyruğunu düzeltirsen rüzgâr seni taşıyacak.” demiş. Bibo önce utanmış, çünkü hep üşendiği işi yapmak zorunda kalacağını fark etmiş. Ama sonra derin bir nefes almış ve sabırla tüm düğümleri çözmeye başlamış. Bazı düğümler sıkıymış, bazıları iyice karışmış. Ama Bibo pes etmemiş. Kuyruğunu düzgün bir şekilde hazırladığında rüzgâr hafifçe esmeye başlamış ve Bibo yavaş yavaş havalanmış. İlk kez gökyüzünde özgürce süzüldüğünde kalbi mutlulukla dolmuş. Renkleri rüzgârla parlıyor, kuyrukları dalgalanıyormuş. Yarışmayı kazanmasa da Bibo, kendi emeğinin ve sabrının ödülünü almış: Özgürce uçabilmek.
O günden sonra Bibo, her gün kuyruğunu düzenli tutmayı alışkanlık hâline getirmiş. Artık hiçbir zaman pes etmiyor, her küçük çabasıyla büyük mutluluklar kazanıyormuş. Gökyüzü Tepesi’nde herkes Bibo’nun azmini ve cesaretini konuşur olmuş.
